12 Ağustos 2012 Pazar

HAYVANLARA MERHAMET



HAYVANLARA MERHAMET


"Allah hayvanları da yarattı. Bunlarda sizi soğuktan koruyan(deri,yün,kıl gibi) maddeler ve birçok faydalar vardır. Hem onların etlerini ve ürünlerini de yersiniz. Onları akşamleyin ağıllarına getirip, sabahleyin otlaklarına götürürken bambaşka bir  zevk alırsınız!." ( Nahl, 16/5-6)

DİKEN

Vaktiyle ülkenin birinde çok korkunç bir ceza şekli vardı. Halk ve padişah suçlu buldukları insanları, aç aslanlara yedirirlerdi. Cezanın verilmesine ortak olan halk, toplanarak bu korkunç manzarayı seyrederdi. ...

O günkü suçlu, bir gün efendisinin yanından kaçan bir köleydi.
Arena dedikleri yüksek duvarlarla çevrili bir meydanın ortasına suçlu olan köleyi diktiler. Üzerine on günlük aç bıraktıkları bir aslanı salıverdiler.
Zavallı adamın üzerine hırsla saldıran aslan birden durakladı ve kölenin ellerini yalamaya başladı. Bu ilginç olay karşısında hayretler içinde kalan halk köleye bunun sebebini sordular.
Zavallı köle şunları söyledi: Bir gün ormanda gezinirken bu aslana rastlamıştım. Pençesine sivri bir diken batmıştı ve zavallı hayvan olduğu yerde inleyip duruyordu.
Yanına giderek pençesindeki dikeni çıkarınca onunla dost oldum.
İşte aslan bunun için yanıma gelince ellerimi yalamaya başladı.
Olayı dinleyen halk bu esrarengiz olay karşısında çok şaşırdı ve duygulandı. Bu olaydan sonra halk ve padişah köleyi de aslanı da serbest bıraktı.
Halk ve padişah kölenin peşinde aslanın uysal bir kedi yavrusu gibi dolaştığını hayretle ve hayranlıkla seyrettiler.
(M. Yaşar KANDEMİR, Hikâyelerle Çocuklara Kırk Hadis, Erkam Yayınları,  adlı eserden)

SARI İNEK

"Allahtan korkun da, bu dilsiz hayvanlara eziyet etmeyin." (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)



Ayşe Kadın bahçesine fasulye ekmişti. Havalar iyi gittiği için fasulyeler kısa sürede filizlendi. Bir gün acı acı böğüren bir inek sesiyle evden dışarı fırladı. Komşunun sarı ineği bahçeye girmiş, boy atmaya başlayan fasulyeleri çiğneyip yerle bir etmişti. Ayşe kadın emeklerinin boşa gittiğini görünce donup kaldı. Sarı İnek boynunda sallanan iple ahırın önünde böğürüp duruyordu.  Öfkesi kabarmaya başlayan Ayşe Kadın, eline geçirdiği iri bir sopayla ineğin üzerine yürüdü. Bu sırada komşunun karısı koşarak geldi. Üzgün bir sesle konuşmaya başladı. -Zavallının buzağısı dün öldü. Sabahtan beri üç defadır ipini koparıp buzağısını arıyor, dedi.
Bu sözleri duyan Ayşe Kadının elindeki sopa yere düşüverdi. Fasulyeleri de büsbütün unutmuştu. Yanlarına sokulan Sarı ineğin hüzünlü gözlerine bakarak başını okşamaya başladı:
-Demek ki o da yavrusunu düşünüyor, dedi.
 (M. Yaşar KANDEMİR, Hikâyelerle Çocuklara Kırk Hadis, Erkam Yayınları,  adlı eserden)

MERHAMET ETMEYENE MERHAMET EDİLMEZ

"Bir kadın, doyurmadığı, yerdeki börtü-böcekle karnını doyurması için salmayıp bağlayarak açlıktan ölümüne sebep olduğu kedisi yüzünden cehenneme girdi. (Buhârî, "Enbiyâ", 54; Müslim, Birr ve Sıla, 134, "Selâm", 151)

Yaşlı ve huysuz bir kadındı o. Komşuları onun şerrinden korkar, sokakta gördüklerinde bile yollarını değiştirirlerdi. Birisinin yardıma ihtiyacı olduğunda, aklına en son gelecek kişiydi. Kalbi sanki taştandı. Sürekli, başına gelenlerden şikayet eder, insanların kendisine yaptığı bir haksızlığa bin ekleyip anlatır, ama çok daha büyük haksızlıkları işlemekten çekinmezdi. Ağzından "Allah'a şükür" sözünü işiten olmamıştı daha. Merhametsizin biriydi.
Bu kadının akrabaları vardı, ama huysuzluğu ve hoşgörüsüzlüğü nedeniyle hepsini küstürmüştü. Komşuları vardı, ama affetmeyi bilmediği için, onları da sudan bahanelerle kendisinden uzaklaştırmıştı. Evinde bir başına yaşıyordu.
O yüzden de, güya yalnızlığına çare olarak evinde bir kedi besliyordu. Ama aslında beslemiyordu! Hayvancağızın yemeğini çoğu kez vermeyi unutuyor, ihmal ediyor, ya da tembelliğinden umursamıyordu.
Çoğu kez çarşıya-pazara giderken onu evde aç acına hapsediyor, zavallı hayvan o döndüğünde açlığını ifade etmek için bacaklarına sürünüp miyavladığında da bir tekme savurup onu uzaklaştırıyordu. Ağzından da hep aynı söz dökülüyordu:
" Nankör hayvan, ne olacak! Beslersin, büyütürsün, sıcak bir yuva verirsin, ama dönüp yüzüne bakmaz."
Oysa gerçek hiç de böyle değildi. Kendisi rahmeti tanımadığından, kedinin de şükrünü asıl Rahmet Sahibine sunduğundan habersizdi. Kedilerin, mırıltılarıyla, nimetlere sadece aracılık yapan insanlara değil, asıl Nimetlendiren'e şükür ve hamd ettiğini de bilmiyordu. Nankör olan kedisi değil, kendisiydi. Ama kadın bunun da farkında değildi.
Bir gün, bu taş kalpli kadın sabahın erken saatlerinde evinden çıktı. Uzaklarda oturan bir akrabasına gitmeye karar vermişti. Ama ziyarete değil, zamanında verdiği borcu almaya gidiyordu! İçin için bu akrabasına kızıyor, kendi kendisine söyleniyordu:
"Acıyıp niye borç verdim ki? İşte sonucu: nankörlük!"
Kafasında o paradan başka bir şey olmadığından, kapıyı çekip giderken içeride hapsettiği kediyi düşünmedi bile. Hoş, yolda aklına gelse zahmet edip dönmezdi ya. O kedi açlıktan ölse dahi, nasıl olsa yerine yeni bir kedi bulabilirdi!
Kadın evine günlerce dönmedi.
Bütün yiyecekleri dolaplara kilitlediğinden zavallı hayvan evde yiyecek bir şey bulamadı. Bütün kapıları ve pencereleri sıkı sıkıya kapadığından, hayvancağız kendi rızkını bulabilmek için dışarıya da çıkamadı.
Sonunda açlıktan öldü.
Ve bütün bu olup bitenleri hüzünle seyreden melekler, birbirlerine aynı şeyi fısıldadılar:
" Bu merhametsiz kadının ebedi yurdu ancak cehennem olabilir!"
(Murat ÇİFTKAYA, Rahmet Öyküleri adlı eserden)

SUSAYAN KÖPEK

"Bir adam yolculuktayken susadı ve bulduğu bir kuyuya inip su içti. Çıktığında susuzluktan dilini çıkarıp soluyan bir köpek gördü. Adam: "Anlaşılan bu köpek de tıpkı benim gibi susuzluk çekmiş!" dedi ve hemen kuyuya inerek mesti ile su çıkarıp köpeğe içirdi. Bunun üzerine Yüce Allah, onu bağışladı. Sahabiler: "Ey Allah'ın Resûlü, hayvanlara yaptıklarımızdan dolayı bize sevap var mı? diye sorunca Resûlüllah (s.a.s):
""Her canlıya yapılan iyiliğin mutlaka bir sevabı vardır."buyurdu. (Buhârî, "Şürb", 9; "Mezâlim", 23; Müslim, "Selâm", 153)

Bir yaz günü, bir adam yolda yürüyordu. Hava o kadar sıcaktı ki, toprak kurumuş, ağaç yaprakları halsiz düşmüştü. Adam susamıştı. Ama ne yanında su vardı, ne de görünürde bir kuyu. Yoluna devam etti. Susuzluğu gittikçe artıyordu, ama o kendi kendine sızlanmak yerine, düşünüyordu.
Ne büyük bir merhamet eseriydi şu su. İlk bakışta, basit ve sıradan gibi geliyordu, ama o olmadan hiçbir canlı hayatını devam ettiremiyordu. Rahmet ve merhamet sahibi Yaratıcı, bütün canlıların en büyük ihtiyacı olan suyu onlara gecikmeden anında gönderiyordu. 
Bir süre sonra adam bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Suyun Yaratıcısına ve onun merhametine şükretti.
Kuyudan çıktığında kuyunun yanında bir köpek gördü. Köpek öylesine susamıştı ki, kesik kesik soluyor ve dilini birazcık nem hissedebilmek için toprağa sürüp duruyordu.
Adam kendi kendisine düşündü:
"Bu köpek de benim gibi susamış. Belli ki, geri çıkamayacağı için kuyuya inmemiş."
Ve adam tekrar kuyuya indi. Suyu taşıyacak kabı yoktu yanında. O yüzden ayakkabısını çıkardı ve suyla doldurdu. Sonra da kuyuyu tırmanabilmek için ayakkabıyı ağzıyla tuttu ve çıktı.
Hayvancağız ikram ettiği suyu iştahla içerken onu merhamet dolu bir kalple seyretti. O sırada onu seyreden başkaları da vardı. Rahman'ın melekleri bu manzarayı tebessüm ve mutlulukla seyrediyorlardı. Ve melekler sevinçle birbirlerine şu haberi verdiler:
Merhamet sahibi Yaratıcı,  bu merhametli adamın bu merhametli hareketinden o kadar memnun olmuştu ki, sonsuz merhametiyle onun geçmiş günahlarını affetmişti.


YAVRU KÖPEKLER

Hicretin 8. yılıydı... Peygamberimiz büyük bir ordunun başında Mekke'ye doğru ilerlerken, Arç vadisinde, yolları üzerinde yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpek gördüler. Peygamberimiz derhal Cuayl b. Suraka adlı sahabiyi çağırdı ve süt emen yavruların önünde durarak onları atlardan korumasını ve ordu geçinceye kadar orada nöbet tutmasını istedi.
Emir hemen yerine getirildi, ordunun yolu yana kaydırıldı. Böylece İslâm'ın kâinatı kuşatan rahmetinden aciz ve zayıf yavrular da hisselerine düşen payı almış oldu.

(eş-ŞÂMÎ, Sübülü'l-hüda ve'r-reşâd, VII,51)

YAVRUSUNU GERİ VERİN

Bir seferinde sahabe Allah Resulüyle birlikte bir muharebeden dönüyorlardı. Uygun bir yerde dinlenmek ve ihtiyaç gidermek için konakladılar. O ara sahabeden bazıları bir kuş yuvası görmüş ve yuvaya yaklaştıklarında anne kuş kaçmış. Sahabede yuvada bulunan iki yavruyu alıp sevmeye başlamışlardı. Yavrularının alındığını gören anne kuş geri gelip başlarının üzerinde kanat çırpıp pervaz etmeye başlamış. Allah Resulü (s.a.s.) duruma vakıf olup bu kuşcağızın havada inip çıktığını görünce:
 "-Kim bu zavallının yavrusunu alıp onun canını acıttı. Yavrusunu geri verin!" diye emretti. (Ebu Davud, "Edeb", 163-164)

KARINCA YUVASI

Resûlüllah Efendimiz (s.a.s.) yol sırasında ateşe verilen bir karınca yuvası gördü. Bunun üzerine:
" Bunu kim yaktı? " diye sordu.
Orada bulunanlar "Biz!" dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz;
"- "Gerçek şu ki, ateşle azap  etmek, sadece ateşin Rabbine hastır" buyurdu." (Ebû Dâvud,  "Edeb", 163-164) 

ANNE KUŞUN ŞEFKATİ
  
"Merhametlilere Rahman merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin!
             (Tirmizî, "Birr ve Sıla", 16; Buhârî, "Edeb", 13)   

Amir (r.a)'dan nakledildiğine göre Resûlüllah (s.a.s.) bir gün ashabıyla birlikte otururken elinde üzeri sarılı bir şey bulunan bir adam gelir ve Efendimiz'e şöyle der:
- Ey Allah'ın Resûlü seni görünce buraya geldim. Gelirken bir ağaç kümesinin yanına uğradım. Orada bir kuşun yavrularının seslerini işittim de hemen onları alıp elbisemin arasına sardım. Derken anneleri gelip başımın üzerinde dönmeye başladı. Neticede ben yavrularının üzerini açtım, anne kuş gelip onların üzerine kondu. Ben tekrar üzerlerini örttüm. Şimdi onlar işte burada benimle beraberdir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s):
"- Onları hemen bırak" diye emretti.
Adam da bıraktı. Ama anneleri yavrularını terk etmedi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s) ashabına sordu:
"- Şu annenin yavrularına şefkatine hayret ediyorsunuz değil mi?"
Ashap:
- Evet ya Resûlallah, dediler.
Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s):
"- Beni hak ile gönderene yemin olsun ki, Allah'ın kullarına karşı rahmeti, şu anne kuşun yavrularına karşı taşıdığı şefkatten daha fazladır. Onları aldığın yere götürerek annelerinin bıraktığı şekilde (yuvalarına) koy"  buyurdu. Adam da onları tekrar geri götürdü. (Bkz. Ebû Dâvûd, "Cenâiz", 1)

GÖZLERİ YAŞARAN VE İNLEYEN DEVE

Şefkat abidesi Peygamberimiz (s.a.s) bir gün ihtiyaç gidermek için ensardan birinin hurma bahçesine girdi, baktı ki orada bir deve var. Deve peygamberimizi görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Peygamberimiz dayanamadı ve devenin yanına yaklaşıp gözyaşlarını sildi, hörgücünü ve kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Deve inlemesini kesip sakinleşti. Bunun üzerine hayvanlara karşı müşfik ve merhametkâr olan peygamberimiz:
 "-Bu devenin sahibi kim? Bu deve kimindir?" diye devenin sahibini aradı. Biraz sonra Medinelilerden bir genç:
 "-O bana aittir ey Allah'ın Resûlü!" deyip ortaya çıkınca Hz. Peygamber o genci ikaz ederek:
 "-Allah'ın sana lütfettiği bu deve hakkında Allah'tan korkmuyor musun? O senin kendisini aç bıraktığını ve çok çalıştırarak yorduğunu bana şikâyet ediyor" buyurdu. (Ebû Davud, "Cihad ",44)

 KOYUNUN GÖZÜ ÖNÜNDE

"Allah her şeyde iyi davranmayı emretti. Öldürürken bile incitmeden öldürün, hayvan keserken hayvanı fazla acıtmayın, keseceğinizde bıçağınızı iyice bileyin ki hayvan acı çekmesin." (Müslim, "Sayd ve Zebaih",57 ; Tirmizî, "Diyât", 14; Nesâî, "Dahâya", 27)

Peygamberimizin amcası Abbas'ın (r.a) oğlu Abdullah şöyle anlatıyor:
 Bir gün Allah Resulüyle birlikte bir yere gidiyorduk. Yolumuz üzerinde koyun kesen bir adam görmüştük. Adam koyunu kesmek için yere yatırıp bağlamış ve koyunun gözü önünde bıçağını biliyordu. Adamın bu katı ve duygusuz davranışına kızan peygamberimiz (s.a.v):
 "-Hayvanı iki defa mı öldürmek istiyorsun? Onu yere yatırmadan bıçağını bilesen olmaz mıydı?" diye çıkıştı. (Bkz. Hâkim, el-Müstedrek, IV, 231, 233)
  
Kıssalardan Hisse:
* Merhamet etmek, insanlara ve hayvanlara şefkatle muamele etmek yaratılıştan bizlere bahşedilen en ulvi duygulardan biridir. Kalbimize bu güzel duyguyu koyan Rabbimiz bütün varlıklara şefkatli davranmamızı istemektedir.

 Kaynak:
 http://www.merhamet.org/hikaye.asp?durum=detay&hb=24